[Flash 9 is required to listen to audio.]

mayoneziseverim:

İşte, buraya kadar geldim ve nereden bitireceğimi bilemiyorum.

Elbette nereden başlayacağımı bilememeyi tercih ederdim, lakin ben de böyle bi ziyanım; bir takım şeyleri neresinden bitireceğimi bilemiyorum.

Ama ben saplantı yapmışım öyle değil mi, çünkü her siki en iyi bilen siz insanlar, öyle olduğunu iddia ediyorsunuz. Ne de çok biliyorsunuz ah canım insanlar.

Benim bindiğim durakta neden hiç güzeller olmuyor? İntihar oranı yükselmesin diye köprüye durak koymadıklarını neden sadece ben biliyorum?  

Siz benim koltuğumda oturuyorsunuz insanlar, ben neden kaldırımlarda dikiliyorum?

Ama o beni sevmiyor değil mi? Ben kendi kendimi harcıyorum.

Bakın insanlar, siz ööyle oralardan pek güzel biliyorsunuz her şeyi ama neden içi yanmaya devam eden hep ben oluyorum?

Sizi öldürürüm ulan insanlar, silahımdaki çantayı bi çıkarırsam, bakın, dıkşın! dıkşın! Ben neden hep boşa atış yapıyorum? Neden müebbet seven hep ben oluyorum?

Neden hep benim burun deliklerim yanıyor insanlar, Allah aşkına cevap verin, neden ben de sizler gibi mutlu olamıyorum? İnsanlar sizi hiç sevmiyorum.

Bana sevdiklerimi vermiyorsunuz insanlar, ben sevmekten neden vazgeçemiyorum?

Ben ne istiyorsam öyle olacak lan insanlar! Siz kimsiniz ki açıklama yapmak zorunda kalıyorum?

Sonra siz ikiye filan da ayrılıyorsunuz, neden hep ben ortada kalıyorum?

Oğlum insanlar, ben neden sizin gibi sarhoş olamıyorum?

Sorularımdan bunaldıysanız sizi şöyle alayım insanlar, birinci sınıf gömme hizmeti veriyorum.

Beni biraz anlayın insanlar, çok acı çekiyorum.

Yatıyorum kalkıyorum geçmiyor insanlar, bana yardım edin, ben ne yapacağımı bilemiyorum.

Denizleri izliyorum insanlar, siz manitanızın boynunu emerken ben asfaltları izliyorum, uzun yollar gidip geliyorum, beni hor görüyorsunuz da, siz benim sevdiğimin koynunda yatıyorsunuz be amına koyduğum insanlar, ben size bir şey diyor muyum?

Sakın sevmeyin beni, hiçbirinize karşı minnet duymuyorum.

Bir köpek kadar olamıyorsunuz be insanlar, size hiç acımıyorum.

Unuttum gitti insanlar, bana inanmayın, hepinizi kandırıyorum.

Beni rahat bırakın artık insanlar, ben sevmekten başka bir bok bilmiyorum.


Played 2973 times

Boyner’den aradılar.

“Siz değerli müşterilerimizi Back Up hizmetimize dahil etmek istiyoruz.” bıdı bıdı..

Saydı da saydı. En sonunda da “Günlük 55 kuruşa, yani aylık 16,5 liraya bu hizmete dahil olabileceksiniz. Sizi de dahil ediyorum Duygu hanım.”

“Yok, teşekkür ederim öğrenciyim bu miktarı aylık verebilme gibi bir lüksüm yok.”

“İyi ama günde 55 ku..”

“Yok teşekkür ederim.”

“Bakın hanımefendi, benim 10 yaşında kızım var. Ben ona günlük 2 lira harçlık veriyorum. O bile Back Up’a üye olabilir, siz olamıyor musunuz?”

OLMUYORUM MANYAK OLMUYORUM SANANE.

“Bir zamanlar kediymişim ben Haluk. Sonra, herhalde kediler arasında işlenebilecek en büyük suçu işlemişim ki dünyaya bir daha gelişimde insan olmak cezasına çarpılmışım.”

Bilge Karasu (Altı Ay Bir Güz)

Bir kitapta okumuştum. “Ağlamamak için dişlerimi olağan gücüyle sıktım.” yazıyordu.

Nasıl ağlayacağımı biliyordum iyi güzel de, ağlamamak. İşte o zordu. Madem dişlerimizi sıkmamız gerekiyor, hadi o zaman.

Sıktım.

Olmadı.

Niye olmadı ki? Kitapta öyle yazıyordu, anlamadım.

Dur bir daha sıkayım. Yok.

Ben ağlamak kadar saçma bir biyolojik olay daha görmedim. 

O sırada yanımdan geçen bir adama “Ne var? Ne var yani?” bakışı attıktan sonra, bu biyolojik saçmalık hakkında düşünmeye devam etmeliydim, asıl konudan ne kadar uzaklaşırsam dişlerimi sıkmama o kadar gerek kalmazdı.

Zaten bir işe de yaramıyor. Bir de buna ağlayasım geliyor.

Ve sanki, yol kenarındaki evlerin bahçe duvarları oturmam için beni çağırıyor.

Biraz hareketsiz kalmaya ihtiyacım olduğunu anlamış gibiler, “Gel otur şöyle.” diyorlar.

Kırmıyorum onları. Oturup biraz laflıyoruz bahçe duvarlarıyla. 

Sokak köpeği bile benden kaçarken, bir duvarın dostluğu güzel gözüküyor gözüme.

Dayanamıyorum. Yine o saçma biyolojik olay.

Koskoca beynin, bir çift gözüne hakim olamıyor da böyle, koyveriyorsun. Hıçkıra hıçkıra koyveriyorsun hem de.

Bir lise öğrencisi geliyor, biraz önce yakmış sigarasını.

“İyi misiniz?” diyor, burnumdaki sümükleri silmeye çalışırken, “İyiyim iyiyim” diyorum yarım ağızla. 

“Ama iyi gözükmüyorsunuz.”

“Ama iyiyim.”

“Bana anlatabilirsiniz.”

“Yok, teşekkür ederim. Önemli bir şey değil.” diyorum, yine yarım ağız. Yarım bir gülümsemeyle.

“Gideceğiniz yere kadar eşlik edebilirim, gerçekten iyi gözükmüyorsunuz.”

“Gerek yok, gerçekten teşekkürler.” diyorum. “Şunu unutmayın, hiçbir şeye üzülmeye değmiyor.” diyor. Gidiyor.

En çok hangi yemeği sevdiğini bildiğiniz insanlar yerine, adını bile bilmediğiniz bir yabancı tarafından teselli edilmeye çalışıyorsunuz.

Ağlamak, gizlenmesi gereken bir durum haline geliyor sonra. 

Sus artık tamam, yeterince rezil olduk.

Bir grup çocuk, kafama kozalak fırlatana kadar öylece oturuyorum. Kaç dakika geçmiş, haberim yok.

Bir kozalak daha, bu sefer büyük.

“Yemin ederim seni yakalarsam çükünü keserim.” lafını duyunca çükünü tuta tuta koşmasına güleyim derken.

Koyveriyorum yine. 

Hıçkıra hıçkıra koyveriyorum. Böyle, bıraksan beni, belki de o duvarda yaşarım. 

Başka biri daha geliyor, peçete uzatıyor. Teşekkürler diyorum, kafamı kaldırmadan.

En sevdiği meyvenin ne olduğunu bildiğiniz insanlar değil de, adını bile bilmediğiniz bir yabancı size peçete uzatıyor.

Ay, iyice rezil olduk.

O an, düşünüyorum. Ağlamak görünmez bir olay olsaydı keşke. Böyle, içten içe ağlasaydık da, o iki damla gözyaşı akmasaydı da.

Hep güler gibi olsaydık.

Üzülmek, içimize hapsolmuş olsaydı, hiç gün ışığı görmemiş olsaydı. Yabanileşirdi belki ama, yine de çıkmasaydı.

Sonra annem aklıma geldi, eskiden ağladığımda beni yanaklarımdan öper, yüzünü buruşturur ve

“Ayy çok tuzluymuş.” derdi. Gülerdim, ağlamayı unutup. Çocukluk.

Büyüdükçe, çok şey değişiyor.

Ağlamaktan utanmak, listenin başlarında.

Sonra, büyüdükçe insan duygularını tanımlamaya başlıyor. Somutça. Tuzlu su kadar somut bir biçimde.

Bir vişne reçeli düşün. Annenin yüzlerce vişne içerisinde çekirdeğini çıkartmayı unuttuğu tek vişnenin sana denk gelmesi gibi.

İşte öyle, içine oturan.

Bir kadın olarak bir erkekten ağrı kesici istemek.

+ Osman, Ayşe’nin karnı ağrıyo sende ağrı kesici var mı?

- Ohaa karın ağrısında ağrı kesici mi içilir. Gazı vardır, tuvalete gitsin.

+ Yahu var mı yok mu söylesene?

- Allaaah alaaah içilmez ağrı kesici doktorlar öyle diyo.

+ Yahu bu senin bildiğin ağrılardan değil. Var mı yok mu?

- Bizim karnımız ağrımıyo mu, nasıl bildiğimiz değil. İçilmeeez.

Buradan tüm Osmanlara sesleniyorum. Bir numaralı karın ağrısı sizsiniz. Allah sizi bildiği gibi yapsın e mi.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

mayoneziseverim:

Künefe için aile kurmak.

Künefe için aile kurmak nedir, bilir misin?

Yan masadan hamile abla ve karşısında oturan deri ceketli abi, yemekten sonra künefe söyleyebilirler. Sen söyleyemezsin. 

Çünkü künefe; tek başına bitirebileceğin bir şey değildir.

Söyleyemezsin.

Sen çay söylersin, bira söylersin, bazen iyice düşer; bi ufak sölersin. Künefe değil.

Sen çoğu zaman, içinde kalanları bile söyleyemezsin. Birileri kızar, birileri küser, birileri gider, bakarsın arkasından, boğazında bir gemici ordusu limana yanaşır da; “Gitme, kal” diyemezsin. 

Sen sevdiğini dahi söyleyemezsin. Birileri dalga geçer, birileri umursamaz, sen çok nadir seversin oysa ki, sen belki ilk defa seversin de; gözlerinin içindeki ayçiçeklerine bakıp “Seviyorum” diyemezsin.

Sen, sözler veremezsin.

Sana verilen sözler o kadar tutulmamıştır ki, hayal kırıklığını en iyi sen bilirsin.

Sen hayattan bir şey bekleyemezsin.

Beklentilerinin altında öyle ezilmişsindir ki zamanında, öyle yaralar açılmıştır ki kollarında, bütün dünyayı kucağına serseler, tutamaz, düşürürsün.

Birileri öyle çok düşmüşürmüştür ki seni zamanında, başka birileri ayaklarına kapanıp, kanayan dizlerini öpse dahi iyileşemezsin.

Ah sen, neden böylesin?

Sonra bi gün, “Seni bu hale getirenler utansın be kardeşim!” der biri, bakakalırsın masadaki izmariti tutuşturan kora, kor, şimdi yağmur yağsa, Allah baba bile sana ağlasa, aksa gitse bütün acın, biraz da kanalizasyondaki farelerin yanakları ıslansa ama sen kurtulsan gözlerindeki buz gölünden, söndürsen şu içindeki cehennemi istersin de;  ”Hesap!” çıkar ağzından sadece.

Künefe için aile kurmak isteyecek kadar, Allah’ın belası bir önemsiz künefeyi paylaşabileceğin o tek nefesi, her gece ensende hissetmek için gururunu ayaklar altında çiğnetecek kadar, onun gözünden düşen bi’ damla yaş için, bütün dünyayı sikip atacak kadar çok seversin de; sonunda, içinde yankılanan ses hep şöyle söyler;

“Ben başımın çaresine bakarım, sen mutlu ol.”


Played 2476 times

Yalnızlık,

banyo aynasının önündeki bardakta duran tek diş fırçası demek değil. İki tane, üç tane, dört tane olsa da, yalnızlık her yerde, her koşulda,

yalnızlık işte.

Eve anahtarla girmek de değil ki, kapıyı açan olduğunda bitsin.

Gitsin öylece.

Tek başına yemek yemek olsaydı keşke yalnızlık, elinde çatalıyla karşına biri oturduğunda öylece bitsin.

Gitsin..

Tarağından temizlediğinin sadece kendi saçlarının olması da değil ki..

Bir diş fırçası, bir tabak, bir bardak, bir yatak. Ya da tek bir çatal demek değil ki yalnızlık, ikincisini aldığında son bulsun.

Bitsin, gitsin öylece.

de,

değil işte.

Patolojiye şarkı.

Bugün senden geçmek değil niyetim,

Galiba artık çalışamıyorum.

Geçmek isterdim, kendimi kandırarak,

Yalanla yüz göz olamıyorum.

Her insan bazen şaşar

Kendi sınırlarını aşar

Sen ne söylersen söyle

C sınıfı bir gün taşar.

Başka bir dönemde karşılaşırmışız

FF’le kalmayalım belki selamlaşırız

Birimiz geçer birimiz kalırsak eğer,

İşte o zaman koşarak uzaklaşırız.

Ay valla iyi değilim.

jokersin:

Biliyor musun;
Köprücük kemiğini süsleyen bir kaç ben için bile sevebilirdim seni.
Neyse çay koyuyorum…

— Ah Muhsin Ünlü

(Source: ah-muhsinunlu)

Anonymousasked:

hay amk isme bak ya hemoroid diyesim geliyor tiksiniyorum. sırf bu yüzden takip etmiyorum allahıma

inan ben de çok şey kaybediyorum sen takip etmiyorsun diye :(((